Yürütmeyi Durdurma İstemlidir


 


GAZİANTEP (   ) İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA


 


DAVACI                         : Doç. Dr. Ahmet AKÇAY


                                        (TC: 17206866668


                                          Adres: Budak Mah. A Fuat Cebesoy Bulv. E Yalçın Apt. No: 88 Kat: 2 Daire: 4, Şehitkamil, Gaziantep )


 


DAVALI                          : Sağlık Bakanlığı  – Ankara


 


D. KONUSU                  : Sözlü sınavda başarısız sayılmam ile bunun sonucunda Şeflik kadrosuna atamamın yapılmaması işleminin yürütmesinin durdurulması ve iptaline yasal prosedüre uygun yeni bir juri oluşturularak sözlü sınav hakkımın verilmesine, karar verilmesi istemidir.


 


T. TARİHİ                       : 21.07.2010


 


AÇIKLAMALAR             :


 


1993 tarihinde İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesini bitirdim. 1993-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Enstitüsü’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ihtisasını tamamladım. 2003-2006 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Alerji Bilim Dalı’nda Çocuk Alerjisi yan dalını yaptım. Halen Gaziantep Çocuk Hastanesi’nde (Mecburi hizmet nedeniyle) çocuk alerji uzmanı olarak görev yapmaktayım. (Ek 1)


 


Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına atama yapılacağına ilişkin 21 Ocak 2010 tarihli duyuru Sağlık Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanmıştır. (Ek 2) Duyuruda atamaların Sağlık Bakanlığı Eğitim Ve Araştırma Hastanelerinde Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı Ve Başasistan Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Sınavlara İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca yazılı ve sözlü sınavla gerçekleştirileceği belirtilmiştir. 


 


Hangi kadrolara atama yapılacağı 26 Ocak 2010 günü Bakanlığın web sitesinden ilan edilmesi üzerine tercihlerimi belirterek sınav başvurumu gerçekleştirdim. Bilimsel çalışma ve eserlerim Bakanlıkça oluşturulan Komisyon tarafından değerlendirilmiş, sınav başvurum uygun görülerek 04 Nisan 2010 tarihinde yapılan yazılı mesleki bilim sınavına girmeye hak kazandığım Bakanlık tarafından duyurulmuştur.


 


Yazılı mesleki bilim sınavında 83 puan alarak başarılı olmamın ardından, sözlü sınava girmeye hak kazandım. 18.06.2010 tarihinde yapılan sözlü sınavda ise 30 puan alarak başarısız sayıldığım Sağlık Bakanlığı web sayfasında 6 Temmuz 2010 günü Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı ve Başasistan Atamaları Sınavı Yerleştirme Sonuçları ile ilan edilmiştir (Ek 3). Antalya Eğitim araştırma Hastanesi Şeflik kadrosuna benden başka başvuran olmamasına rağmen sözlü sınavda başarısız sayılma işlemi ile bunun sonucunda kadroya yerleştirilmemiş olmama dair işlem;



  • Yargısal kararlarla ortaya konan saptamaları yok sayması,

  • Sınav öncesinde sınavı kazanacakların belli olması (Sınav sonuçları açıklanmadan Ankara Dışkapı SSK kadrosunun boş kalacağını (Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji EAH çocuk sağlığı ve hastalıkları şeflik kadrosu) tabip odasına tarafımca attığım maille sınav açıklanmadan mevcut kadroların belli olduğunun kanıtı olabilir (Ek 4)

  • Başvuruda bulunduğum kadroya Erzurum’dan bir hekime siyasi nedenlerle sınavsız atama yapılması düşünüldüğü için boş bırakılmak istenmiş olabilir

  • Sübjektif değerlendirmelere açık bir yöntem uygulayarak objektiflik ilkesinden uzaklaşması nedeni ile açıkça hukuka aykırıdır.

 


II- SÖZLÜ SINAV SONUCUNDA BAŞARISIZ BULUNMAM İLE YERLEŞTİRİLMEME İŞLEMİNİN HUKUKA AYKIRILIK NEDENLERİ


Tıpta uzmanlık eğitimi, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Yasası’nın 3. maddesinde; tıp doktorlarına tıbbın belirli alanlarında özel yetenek ve yetki sağlayan bir yükseköğretim olarak tanımlanmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca klinik şefi ve klinik şef yardımcıları eğitim ve araştırma hastanelerindeki eğitim sorumlularıdır. Başasistanlar Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’nin 13. maddesi uyarınca uzmanlık eğitiminde eğitim sorumluları gözetiminde görev alan hekimlerdir.


 


Klinik şefi, şef yardımcısı ve başasistanlar tarafından planlanan ve yürütülen uzmanlık eğitimi ile asistanların; uzmanlık dalında teorik ve pratik bilgi ve beceri kazanması, birimin tıbbi araç ve gereçlerini kullanma yeteneğine sahip olması, bilgi, görgü ve tıbbi seziye dayanan karar verme ve uygulama yapabilmesi hedeflenmektedir. Eğitim sorumlusu olan kadrolara hangi yöntemle atama yapılacağı bu nedenle büyük önem kazanmaktadır.


 


Bu kadrolara yapılacak atamalar ise 3359 sayılı Yasa’nın Ek 1. maddesinde düzenlenmiştir. 5748 sayılı Yasa ile değişik bu maddeye göre; klinik şefi, klinik şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına atamalar Bakanlıkça yapılacak ya da yaptırılacak yazılı ve sözlü mesleki sınavla gerçekleştirilecektir. Maddenin devamında sınavsız atama yoluyla atama yapılmak üzere mevcut toplam kadroların % 35’ini geçmemek üzere kadro ayrılabileceği düzenlenmiştir


 


Sınav yoluyla yapılacak atamaların esaslarını belirlemek üzere davalı idare tarafından Sağlık Bakanlığı Eğitim Ve Araştırma Hastanelerinde Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı Ve Başasistan Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Sınavlara İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 01.12.2008 gün ve 27071 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Yönetmelikte yabancı dil başarı puanı ve yayın sayısı adayın başvurusu için ön şart olarak kabul edilmiş, her iki koşulu sağlayan adayların ÖSYM tarafından yapılacak yazılı mesleki bilim sınavı ve jüri üyeleri tarafından yapılacak sözlü sınava girecekleri düzenlenmiştir.


 


Yönetmeliğin 9. maddesinde ise jüri üyelerinin jüri havuzundan çekilecek kura ile belirleneceği  jüri havuzunun jüri sayısının iki katından az olmamak üzere tıp fakülteleri ile eğitim ve araştırma hastanelerindeki, SCI,SCI-E,SSCI veya AHCI’de kayıtlı dergilerde yayınlanmış en az üçü ilk isim olmak üzere yedi yayını olan şef ve/veya profesörler arasından oluşturulacağı belirtilmiştir.


Jürilerin adayın mesleki bilgisi ile eğitim, öğretim ve araştırma yapabilme yeteneğini değerlendireceği, jüri üyelerinin ayrı ayrı değerlendirme puanlarının ortalaması 60 ve üzeri ise adayın sözlü sınavda başarılı kabul edileceği, sözlü mesleki bilim sınavından alınan puanın % 50’si ve mesleki yazılı bilim sınavı puanının %50’sinin toplanmasıyla adayın “genel sınav başarı puanının” tespit edileceği, bu puana göre yerleştirme yapılacağı düzenlenmiştir.


 


Ne var ki Yönetmelikte ayrıntılı biçimde düzenlenen sözlü sınav usulüne uygulamada uyulmamış, tarafımın klinik ve laboratuar çalışmaları, eğitim ve tıbbi uygulama becerileri dikkate alınmamış, yargı kararları ile saptanan ölçme ve değerlendirme ilkeleri göz ardı edilmiştir.


 


İlkin belirtmek gerekir ki Sağlık Bakanlığı web sayfasında, sözlü sınavları yapacak jürilerin üç kişiden oluşacağı dışında bir bilgiye yer verilmemiş, hekimlik meslek örgütü Türk Tabipleri Birliği’nce jüri havuzunun sınavdan önce ilan edilmesi ve usulüne uygun olarak oluşturulan havuzdan hekimlerin isimlerinin kura ile belirlenmesi isteği karşılanmamış, jüri havuzunun oluşturulup oluşturulmadığı, kura çekimi yapılıp yapılmadığı açıklanmadan sözlü sınavlar gerçekleştirilmiştir.


 


Konunun önemi ve sınavın adilliği açısından büyük önem taşımasına, yıllardır Bakanlık tarafından belirlenen jürilerin tarafsızlığı ve objektifliği konusunda yürüyen tartışmalara ve hatta bu yöntemle oluşturulan jürilerin uygulamalarından kaynaklı yargıya yansıyan uyuşmazlıklara rağmen seçici kurulun oluşumuna dair tüm işlemler tam bir gizlilik içerisinde yürütülmüştür.


 


Adayların seçimi için yapılacak değerlendirmenin atanacak görevin özellikleri de dikkate alınarak objektif, yansız ve sadece liyakati ölçmeyi amaçlayan bir yöntemle yapılması zorunluyken jüri üyelerinin seçiminin nesnel değerlendirmeye dayanan kura yöntemi yerine siyasal kimliği önde gelen Bakanın öznel değerlendirmelerine bırakılması, kura yönteminin uygulanması durumunda ise bunun aleni hale getirilmeyip, idarenin her türlü etkisine açık biçimde yapılması sözlü sınav sürecini baştan hukuka aykırı kılmaktadır.


 


Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın 12.08.2000 gün ve 24138 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tababet Uzmanlık Yönetmeliği değişikliğinde özetle üç aşamalı yapılan ve ilk iki aşaması ÖSYM tarafından merkezi olarak gerçekleştirilen bilim sınavı ve sınav jürilerinin kura ile belirlenme esası kaldırılmıştır. Bu değişikliklerin iptali için açılan davada Danıştay 5.Dairesi E.2003/2399 sayılı dosyadan vermiş olduğu karar “…tıpta uzmanlık eğitiminin niteliği, bu eğitimi yürütecek personelle ilgili olarak yukarıda belirtilen hususlar ile nesnel değerlendirme ilkesinin uygulamaya geçirilmesinin önemi ve hizmet gerekleri göz önünde tutulduğunda, başasistan seçimini yapacak beş kişilik jüriden dördünün Bakanlıkça kura yöntemi uygulanmaksızın resen belirlenmesine ilişkin 15. madenini 2. fıkrasının ilk cümlesinde eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık görülmemiştir.” şeklindeki gerekçe ile düzenlemeyi iptal etmiştir. Bu karar Genel Kurul tarafından onanmıştır. (Ek 5)


 


Bu bağlamda kamu gücü ile tesis edilen tek yanlı işlemlerin hukuka uygunluğuna duyulan kuşku ve kamu kudreti ayrıcalıklarının şahsi veya siyasi nedenlerle taraflı olarak kullanıldığı yönünde oluşan olumsuz düşüncelerin giderilmesi sağlanmamış, objektif ve şeffaf idare temin edilmemiş, böylesi bir sürecin sonunda yazılı mesleki bilim sınavda aldığım 83 puana, eğitici ve uygulama yönünden edindiğim birikime rağmen keyfi biçimde başarısız kabul edilmiş bulunmaktayım.


 


Ayrıca değerlendirmeyi yapan jüri üyelerinin kim olduğunun dahi bildirilmemesi olası itirazların önüne geçerek, kişisel faktörlerin mütalaalar için belirleyici olmasına yol açmış, üyelere itiraz edilmesini gerektirecek bir olgunun olup olmadığı sorusu da yanıtsız bırakılmıştır. Oysaki yargı kararlarında jüri üyelerine itiraz önemsenmekte haklı itirazların göz ardı edilmemesi gerektiği yerleşik bir içtihat olarak benimsenmektedir. Dolayısıyla jürinin oluşum yöntemindeki hukuka aykırılık bir dizi hukuka aykırılığın daha meydana gelmesine yol açmıştır.


 


Diğer yandan atanmak istediğim kadronun önem ve özelliği dikkate alındığında bu göreve atanacakların ayrıntılı bir inceleme ve değerlendirme sonucunda seçilmeleri kamu yararı ve hizmetin gereğinin bir sonucudur. Bu sonuçtan hareketle adaylar için kadronun gerektirdiği bilginin ölçülmesi amacıyla yapılacak yazılı sınav yanında, meslek bilgisi ile birlikte eğitici ve uygulayıcı niteliklere sahip olup olunmadığının tespiti açısından tamamlayıcı nitelikte sözlü sınav yapılmasının yerinde olduğu düşünülmektedir.


 


Ancak sözlü sınav hukuka uygunluk denetimin etkinliğini daraltmadan gerçekleştirilmemiş, örneğin teknolojik imkanlardan yararlanarak sesli ve görüntülü kayıt altına alınması tercih edilmemiştir. Oysa sözlü sınavda verilen yanıtların, teknolojik imkanlardan yararlanılarak kayıt altına alınmak suretiyle, objektif nitelikte incelenip yargısal denetiminin yapılmasına imkan tanınmasının, hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi açısından önemli ve yerinde bir uygulama olacağı kuşkusuzdur. İdarenin yargısal denetim yapılmasını ortadan kaldıracak ya da bu denetimin yapılmasını imkansız kılacak işlem ve eylemlerde bulunması hukuk devleti ilkesi ile örtüşmemektedir.


 


Sözlü sınav sonucunda tesis edilen işlemin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat olmak üzere işlemin tüm unsurları yönünden yargısal denetiminin yapılması esastır. İdari işlemin yetki, şekil gibi salt usule ilişkin unsurları ile sınırlı olmak üzere yapılan bir yargısal denetimin, hukuk devleti ilkesinin sağladığı güvenceyi temin etmeyeceği açıktır. Dolayısıyla, yapılan sözlü sınavın ve sınav sonucunda tesis edilen işlemin yargısal denetimi için gerekli tüm unsurların oluşturulmasını sağlamak hukuka bağlı idarenin görevidir. Eğitici niteliklerimi değerlendirmesi gereken sözlü sınav aşamasında bu güvencenin oluşturulmaması dava konusu işlemleri hukuka aykırı kılmaktadır.


 


Bununla birlikte ölçme ve değerlendirme ilkeleri uyarınca idarece, sınav komisyonu tarafından sınav öncesinde hazırlanarak tutanağa bağlanmış soruların ve cevap anahtarlarının ve sınav sırasında, sorulan soru ve verilen yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin, düşük not verilmesinin gerekçelerinin ortaya konulamayacak olması da keyfiliğin yerleştirme sürecindeki belirleyici rolünü göstermektedir.


 


Yargı kararlarında da sözlü sınav açısından bu unsurların hayata geçirilmesinin önemi; “takdir yetkisinin kullanılmasında öznel nedenlerin etkili olmaması açısından zorunluluk” olarak ifade edilmektedir. Danıştay İdari Dava Dairelerinin 2008/774 itiraz nolu dosyasındaki kararında mülakatın teknolojik imkanlardan yararlanılarak kayıt altına alınmasının, komisyon üyelerince takdir edilen notun gerekçeleriyle ortaya konulmasının hukuk devleti ilkesinin sağladığı güvencenin temini açısından zorunlu olduğu belirtilmiştir.


 


Bu saptamalar ışığında sözlü sınavın; yazılı sınavın nesnel sonuçlarını ortadan kaldırır biçimde uygulandığını söylemek mümkündür. Yazılı mesleki bilim sınavında yüksek puan alan benim gibi adaylara barajın altında kalacak bir jüri puanının verilmesinin başkaca bir anlamı bulunmamaktadır.


 


Nitekim Sağlık Bakanlığı web sayfasında ilan edilen yerleştirme sonuçları incelendiğinde yazılı sınavda başarılı olup, sözlü sınavda başarısız kabul edilen 294 hekimin olduğu görülmektedir. Yazılı sınav puanı 84,00 olan bir hekimin sözlü puanına 5,00 verildiği, yazılı sınavda 98 alan bir başka adaya sözlüde 55 puan verilip başarısız bulunduğu yine bu listeden anlaşılmaktadır. Bu örnekler münferit sayıda olduğunu iddia etmek de mümkün değildir. Bununla birlikte başarılı bulunup kadrolara yerleştirilen toplam 696 hekimden 467’sinin sözlü sınav puanı yazılı sınavda aldıklarından fazla olup, örneğin yazılı sınavı 61 olan bir hekim sözlüde 100 alabilmiş, yazılı sınavda 60-68 arası alan 40 civarında başvurucunun sözlü puanı 90 civarında olabilmiştir. Sözlü sınavda başarısız olan tüm adayların yazılı puanının sözlü sınavda aldığından fazla olması, yerleştirilenlerin büyük bölümünde sözlü puanının diğer yazılı sonuca nazaran yüksek olması yukarıdaki savlarımızı daha anlaşılır kılmaktadır.


 


Bilimsel çalışmalarımın ve eğitimci niteliklerimin değerlendirilmesinde ne gibi kriterlerin esas alındığı, bu kurulun mütalaalarında öncelik kriterlerinin nelerden oluştuğunun ilan edilmeyip, yalnızca başarısız bulunduğum ifade edilmesi de yazılı sınavda elde ettiğim başarının geçersiz kılınmasının amaçlandığını teyit etmektedir. Değerlendirme ölçütlerinin standart hale getirilmemesinin idareye takdir yetkisini kullanırken hiçbir kıstasla bağlı tutmayacak ölçüde serbestlik tanıdığı da açıktır. Öyle ki jürilerin değerlendirme ölçütlerinin açık olmaması nedeniyle benim gibi başvuran adaylar yönünden yeni bir eşitsiz uygulama daha ortaya çıkmaktadır.


 


Bu bağlamda yapılan sözlü sınavların nesnel olduğundan söz edebilmek için değerlendirme kriterlerinin neler olacağı, bu kriterlerin ne şekilde uygulanacağı, kriterlerin ağırlıkları ve buna göre değerlendirme esaslarını içeren standart bir yaklaşımın olması zorunludur. Bu olmaksızın uygulama ve eğitim becerilerinin ölçülmesi siyasi etkilere açık bir uygulamanın koşullarını taşımaktadır. Ölçütlerin standart hale getirilmemesi sonucunda keyfi değerlendirmeler ortaya çıkmış, bu durum yukarıda yer verilen sayısal verilere de yansımış, hak etmiş olduğum halde tercih ettiğim kadroya yerleştirilmem mümkün olmamıştır. Oysaki kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesinin tek güvencesi hizmetin yetişmiş, ehil kamu görevlilerince yerine getirilmesinden geçmektedir.


 


Bununla birlikte dikkate alınması gereken bir diğer konu davalı idarenin 1999 yılından bu zamana sınavlı atama esasını tercih etmeyip, ilgili kadrolara doğrudan atama yapmayı benimsemesidir. Davalı idarenin klinik şefi, klinik şef yardımcısı ve başasistan kadrolarına atama pratiği dikkate alındığında sözlü sınav aşamasında öznel etkenlerin rol oynamasının anlamı daha anlaşılır olmaktadır. Öyle ki 1999 yılından bu yana hekimler arasında objektif bilimsel ölçütler üzerinden adil bir değerlendirme yapılarak atama yapılmamış, bu nedenle söz konusu düzenlemeler yargıya taşınmış ve de hemen hepsi iptal edilmiştir.


 


Profesör ve doçentlerin Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde klinik şefi ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız atanmalarına ilişkin Yönetmelik düzenlemelerin iptal edilmesi karşısında 2005 yılında 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 1. maddesinde 5413 Sayılı Yasa ile değişikliğe gidilmiştir. Söz konusu Yasa maddesinin yürürlüğü ise Anayasa Mahkemesi’nin 12.12.2005 günlü kararı ile durdurulmuştur. Bu düzenlemeye ilişkin Anayasa Mahkemesi’nce verilen yürürlük durdurma kararı Resmi Gazete’de yayımlanıncaya kadar 176 kadroya; ilan edilmeden hiçbir hekimin başvurusu alınmadan ve başvuranlar arasında bilimsel bir değerlendirme yapılmadan sırf doçent ve profesör unvanlarına dayanarak atama yapılmıştır.


 


Yürürlükte olan 5748 Sayılı Yasa’da ise sınavlı atamaların esas olduğu belirtilmesine karşın idare tarafından 10.06.2008 ve 17.10. 2008 tarihli duyurular ile klinik şefi ve şef yardımcısı kadrolarına sınavsız atama yoluyla doçent ve profesör unvanına sahip hekimler atanmıştır. Sınav yoluyla yapılacak atamaların esaslarını belirlemek üzere Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra da 29.04.2009 tarihli duyuru ile sınavsız atama işlemleri tekrarlanmıştır.


 


İdare eğitim sorumluları kadrolarını boş tutarak kendisine Yasa ile istisnai bir atama yöntemi olarak tanınan sınavsız atamaları asli yöntem olarak uygulamış, nesnel değerlendirmeler yapmaksızın kadrolara keyfi bir biçimde atama yapmış, boş kadroları bu şekilde doldurmuştur.


 


İdare 26.01.2010 tarihinde sınava gireceklerin başvurabileceği toplam 14 ilde 55 Eğitim ve Araştırma Hastanesi için 156 klinik şefi, 254 klinik şef yardımcısı, 717 başasistan kadrosu ilan etmiş, Türk Tabipleri Birliğince üyelerinden gelen başvurular üzerine Sağlık Bakanlığı’ndan başta Ankara, İzmir ve İstanbul olmak üzere bütün eğitim ve araştırma hastanelerinde kaç adet eğitim kadrosu bulunduğu, bunlardan hangilerinin dolu ve boş olduğu, bütün boş kadroların ilan edilip edilmediği hakkında bilgi verilmesini, boş olan ve ilan edilmeyen kadroların ilan edilen kadrolara dahil edilmesini talep etmiştir.  Davalı idare tarafından bu başvurulara verilen 18.02.2010 gün ve 2900 sayılı yanıtta; Bakanlığa bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde münhal bulunan tüm kadroların tamamının ilan edilmediği belirtilmiştir.


 


Nitekim Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin E.2009/1012 sayılı dosyasına idare tarafından sunulan 09.02.2010 tarih ve 2341 sayılı yazıya göre; toplamda 1381 klinik şefliği kadrosu, 2762 klinik şef yardımcısı kadrosu bulunmakta olup klinik şefliği kadrolarından 600’ü, klinik şef yardımcısı kadrolarından ise 2122’si boştur. (Ek 6) Ancak idare 26.01.2010 tarihinde yalnızca 156 klinik şefi, 254 klinik şef yardımcısı kadrosu ilan etmiştir. Oysa yukarıda değinilen sınavsız atama duyurularında ilan edilen toplam klinik şef ve şef yardımcısı kadro sayısı 546’dır.


 


Bu veriler ve işlemler idarenin sınavsız atamayı başat hale getirdiğini, kadroları bu atama yolu ile doldurduğunu, bütünüyle kadrolaşma ve belli insanlara yer açma kaygısı ile hukuksal düzenlemelere aykırı işlem yapmayı tercih ettiğini ortaya koymaktadır. Liyakate ve nesnelliğe dayalı sınavlı atamaları tali hale getirmesi ile sözlü sınavlarda öznel tercihleri öncelemesi bir arada düşünüldüğünde tarafımın yerleştirilmemesi hukuki saiklerden ziyade siyasal iktidarın özgün ve özel amaçlarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.


 


Sonuç olarak seçici kurulun oluşumundan başlayarak değerlendirme süreçlerine uzanan yöntemin keyfiliği karşısında yerleştirilmeme işlemi ile bunun dayanağı sözlü sınavın hukuka uygun olduğundan söz etmek mümkün değildir. Mesleki birikimimi, bu düzeyin yazılı mesleki bilim sınavında somutlanmasını göz ardı eden dava konusu işlemlerin yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.


 


III.    YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTENİLMEKTEDİR


Yukarıda açıklandığı üzere sözlü sınav; kariyer ve liyakat ilkelerini gözetmeyerek kamu personelinin mesleki anlamda kendini geliştirme isteğini sınırlayıcı bir sonuç yaratmakta, sınırlı sayıda bulunan kadrolara keyfi atama yapılmasına olanak tanımakta, benim gibi yıllardır özveri ile çalışan hekimlerin atamasını engellemektedir. Ayrıca sözlü sınavın yapılış usulünün çok sayıdaki Danıştay kararından bağımsız nitelendirilme olanağı da bulunmamaktadır. Bu yönüyle sözlü sınav ile yerleştirilmeme işlemindeki amaç, sebep ve konu unsurları bakımından hukuka aykırıdır. Sözlü sınav sonucunda tercih ettiğim kadronun boş kalması da Kanunen aranan yürütmenin durdurulması istem koşullarını yaratmaktadır. (Başvurada bulunduğum Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi’ne Sağlık Bakanın arkadaşı olması nedeniyle Erzurumdan bir hekime söz verildiği duyumların mevcudiyeti nedeniyle boş kalan kadronun olası sınavsız atama için de mümkün kılınmamalıdır)


 


Sonuç olarak Anayasanın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesine, 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine ve de yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkelerine aykırı olan, asistan eğitimi ile toplum sağlığını olumsuz etkileyecek dava konusu sözlü sınav ile yerleştirilmeme işleminin yürütmesinin durdurulmasını istemek zorunda kalmış bulunmaktayım.


 


HUKUKİ NEDENLER     : Anayasa, İYUK, 1219 Sayılı Yasa ve diğer ilgili mevzuat.


 


DELİLLER                      : Ekte sunulan belgeler ve her türlü hukuksal delil.


 


İSTEM SONUCU           : Yukarıda açıklanan ve resen dikkate alınacak nedenlerle sözlü sınavda başarısız sayılmam ile bunun sonucunda Şeflik kadrosuna tek başvuran olmama rağmen atamamın yapılmaması işleminin yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline, yasal prosedüre uygun yeni bir juri oluşturularak sözlü sınav hakkımın verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini diler ve isterim. Saygılarımla 21.07.2010


                                                                                                                                  Doç. Dr. Ahmet AKÇAY


                                                                                                           


 


Ek Dizini


1. Mesleki özgeçmişim


2. Sağlık Bakanlığı’nın 21 Ocak 2010 tarihli duyurusu


3. 26 Ocak 2010 günlü kadro ilanı


4. 6 Temmuz 2010 günü ilan edilen Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı ve Başasistan Atamaları Sınavı Yerleştirme Sonuçları


5. TTb yoluyla mail


6. Danıştay 5.Dairesi’nin E.2003/2399, K.2004/2914 sayılı kararı


7. Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin E.2009/1012 sayılı dosyasına Bakanlığın sunduğu ara karar yanıtı


 


 


 


 


 


 


                                                                                                                 


Esas: 2010/896   özel no: 96  Gaziantep 1. idare mahkemesi


1. cevap için tıklayınız


ankara 11. idare mahkeme dosya esas no: 2011 /150

 3435